VER YANSIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
VER YANSIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2012

Dikişle başlattığım elişlerine dönüş sürecini yine onunla devam ettireceğim gibi görünüyor. Mis kokulu lavantalı birşeyler çalışacağım. Lavantayı çok seviyorum hemen hemen her odamda farklı formlarda lavantalı aksesuarlar var.
Tatlı krizleri baş gösterdi nutella'dan tadelleye, ballı lokmalardan bilmem nelere. Ben buna ruh açlığı diyorum artık yolun yarısı olarak tabir edilen bir yaşta belki biraz geç ama tanımaya başlıyorum ya da kendime daha çok eğiliyorum artık. Kahveli sohbet ortamlarımız var, değişen okul ve mahalle ile ufaktan yeni tanışıklıklarla bazen de eski dostlarla. Genel olarak bakarsak herkez aynı dertlerden muzdarip, kafayı bozmamanın işten bile olmadığı durumlar, tarihi çok eskilere dayanıp zaman ve mekan tanımayan hala süregelen aynı sorunlar, kendinizi baştan ala ala anlatmaktan kendimin sıkılıp karşımdakilerin hala anlamayışı.. İşte bazen habersizce toplanıp geliveriyorlar topluca ve ufaktan isyankar haller yaratıyorlar bende. Adalet yine tecelli olmuyor hiç bir yerde, ilahi adaletse gerçekleşiyor gerçekleşmesine ama çok zaman alıyor. Akıl ve idrakini her türlü cinliğe çalıştıranlar ne hikmetse bunları anlamamazlıktan geliyorlar. İşte bu durumlarda "allahın sopası olsa" deyimi vardır ya işte gerçekten olsa diye düşünüyor insan. Konuşmak rahatlatıyor bir nebze ama konuş konuş nereye kadar şimdi biraz iş zamanı. Yeni bir ev yeni bir iş (henüz yok ama) yine gülecek bir neden lazım o nedeni arayıp bulmak lazım :)

24 Eylül 2012

Uykudaki sümbüller uyanmaya başlıyor yavaş yavaş. Diğerinden pek umutlu değilim ama geçtiğimiz yıl minicik de olsa açan bu yıl da oldukça azimli.
Örgü aşkımın külleniyor gibi olması bir gün çok sevip bayıldığım diğer şeylere ne zaman sıra gelecek de artık bıkacağım diye düşündürüyor bazen. Geçtiğimiz gün hiç ummadık bir yerde lcw'de soldaki cüzdanı gördüm bu desenlere hala fanatizm şeklinde düşkünüm. Sevgili Feray'ın kulaklarını çınlatıyorum her kullanışımda CK tabak ve fincanlarımı ve sevgiler gönderiyorum buradan ;)
Sonbahar gelip de benim hala ufak çaplı bir depresyon veya bunalıma girmemiş olmam şaşırtıcı gibi gelebilir. Pek bir yazardım bunaldıkça aslında birden feraha ermiş falan değilim örneğin bugün şöyle bir yoklandım yine aklıma üşüşenler oldu, düşündükçe, hatırladıkça sinirlendim. Sonra derin bir nefes aldım. Sevdiklerimi düşündüm, dün evimizde bayram havası vardı kuzu ta bahçe kapısında bekledi dayı ve teyzeyi sabırsızlıkla. Eve adım attıklarından itibaren şen kahkahaları ve şımarıklıkları ta ki gece yatağına yatana kadar devam etti. Hep yanıbaşımda olsunlar istiyorum onlarla herşeyi unutuyorum, bir zırh giyiyorum sanki işlemiyor hiçbirşey. Dedim ya duygusallık sardı bir kere allah sağlıklı huzurlu ömürler versin başımdan eksik etmesin onları. Hem abi abla hem ana baba oldular benim için.
Yeni haftaya direkten dönen hafif bunalımlı başlayan ama sonrasında çabucak kovalamayı başardığım, kendimde yerleştirmeye çalıştığım şekliyle daha olumlu ve keyifle yaşamaya çalışmaya devam...  İyi haftalar olsun.

17 Mayıs 2012

Yarım işlerimi şöyle bir gözden geçirdim. Mavili küçük örtü kenarlarına kalın bir kenar örgüsü bekliyor kırmızı renkten. Renkli motiflerse eklenecek yeni motifleri. Aşağıdaki battaniyemi bir ara hergün iki sıra şeklinde yaptığım bir rutinle ufak ufak ilerlemekteydi ta ki hırka başlayana kadar.
Dikiş olarak başlangıç yapıp yarım bıraktığım birşey olmasa da aklımda yapmak istediğim şeyler var, onlar da arada bir dürtüyor beni, denemek için sabırsızlanıyorum. Ama bu havalar, bendeki tembellik, beynim istese de harekete geçiremiyor ellerimi.
Hırkamın yeniden biraz daha dar olarak başladığım ön yüzlerinden birisi bitti dün akşam, bugün diğerini örmekteyim. Dün benim istediğime çok yakın bir hırka görünce model olarak elimde bulunsun diyerek fotoladım hemen, beden olarak da fikir verdi bana, ilk başladığım ön kısımlar neredeyse arka kısım kadarmış, gülüyorum kendime.

Bazen hayatınıza giren insanlara değil, hayatınızdan çıkması gerekenlere bakmalısınız demişti bir programda davranış bilimleri uzmanı, bu sözün ne kadar doğru olduğunu gördüm. Hayatmıza yeni yeni insanlar katılıyor kimi zaman, varlıklarıyla ve bize kattıklarıyla yeni pencereler açılıyor önümüzde, arkadaşlığın, dostluğun, yakınlığın anlamını bildiğimizden çok daha farklıymış diyerek yeniden öğreniyoruz.

Hırsız var...

Gelen yorumlara cevap olarak;
"Resimlerin üzerine yazı yazmak istemiyorum, çünkü bloğumdaki resimlere ve görüntülere özen gösteriyorum, görselliğe önem veriyorum. Sağ tuşla kopyalamaya izin vermeyen sistem de çözüm değil, çünkü print screen denen birşey var, kopyalayamasanız bile ekranı aynen alıp herhangi bir paint veya photo point programda bir sayfaya yapıştırıp oradan istediğiniz şekilde kullanabiliyorsunuz. Aslında çözümü yok bu durumun, sadece biraz ahlak ve emeğe saygı gerekli.
Yine ne yorumla ne de bu bloğun sahibine ulaşılabilecek bir mail adresi var. Gizli kapaklı, kimindir nedir meçhul bir yer. Motif ekleme konusunda yardımcı olduğum bir arkadaşım gönderdi bu adresi. İznim olmadan bloğumdan araklanan resimler. Daha öncede karşıma çıktı bu tarz kolaycı blogcular, al bir tane daha eklendi şimdi. Belki sizin de çalışmalarınız haberiniz olmadan çalınıp buraya eklenmiş olabilir, haberiniz olsun diyerek ekledim. Burayı kötüye kullanım olarak şikayet ettim, elimden başka birşey de gelmedi burada afişe etmekten başka. Blog. 

Çok bilmişler!

İnsanlar ve insan tipleri şu ara epeyce dilime dolanıp, beni rahatsız edercesine takıldığım bir konu. Çevremiz yedisinden yetmişine, karşısındakine akıl vermeye pek meraklı insanlarla dolu, hatta öyle ki kibarlıktan veya nezaketen insan önce bir dinliyor, içinden "sanane" desede lakin susmak bilmez, bitmek bilmez "şöyle yapsaydın, böyle etseydin"lerin sonu birtürlü gelmiyor. Bu kadar çok bilenlerin neden kendileri için de böyle parlak fikirler üretip uygulamadıkları ise büyük bir soru işareti. Kendilerini ve fikirlerini o kadar önemsiyorlar ki, ısrarcılıkla rahatsız edicilik arasındaki ince sınırın farkında dahi değiller, "hayır" sözcüğü yok zaten lügatlarında. İllaki kendi fikirlerinin doğruluğunu savunup, ısrarla kabul ettirmek istiyorlar hep.Oysa ki herkesin kendine yetecek kadar aklı var, yaşamaya ve düşüncelere özgürlük....

Fake world

Dünya nereye gidiyor diye daha sık sorar oldum kendime. Bana göre birşey ya siyahtır ya beyaz. Oysa şimdilerde grilerin yoksa çok zor yaşamak, bunca cambazlığın içinde çaresiz aptalı oynamak.

Öylesine..

Gittikçe sadeleşen bir hayat. Önceden ne kalabalıktık, şimdi bir rimel bir allık. Tenhalaşmak bazen iyidir.. Tipik bir davranış şekli olarak, sıkılmış bunalmış herkesin isteyeceği gibi yine uzaklaşmak istiyorum buralardan. Zaten hep gitmeli hayallerim vardır, illaki gideceğim başka yerlerde yaşayacağım, henüz tecrübe etmedim ancak içimdeki bu istek hiç değişmeksizin devam ediyor. Nedir bu evinin, doğduğun kentin sana kastı da, kalkıp hiç tanımadığın yerleri hayal ediyorsun kendine yuva diye? Yine sorgular oldum hayatı, azıcık elim boş kalınca aklım devraldı sanki. Düşünmemek için mi bu meşguliyetler? Bir sürü olsun ki, yer kalmasın başka hiçbirşeye. Hayat herdaim bilmece olmaya devam ediyor benim için, öğrenmesi zor, geçmesi imkansız bir ders gibi.
Ben yine not ediyorum herşeye rağmen hayallerimi, olanların üstünü çizip yenilerini ekliyorum defterime. Umarım iyi şeylere gebedir bu sancılar, hayatı düşünüp ona hediye ediyorum ben bu şarkıyıda. (Şu müzik ekleme olayını çözemedim henüz ama çalışıyorum, o zamana dek yine link malesef :)

Bugün

Kelimelerin bittiği bir yer, bugün yine kaybedilen hayatlar, ateş düşen yuvalar. Ne denilebilirki hepimizin istediği ama hiç gerçekleşemeyen dileği; artık son bulması.

12 Ekim 2011

Kuşumuz renklerine bürünüp kumaşa geçti. Şimdi çevresi ve arka yüzü için kumaş bekliyor. Bu deseni birde delikleri çok minik olmayan bir keten üzerinde de deneyeceğim ve hangisi daha iyi sonuç vermiş ise onu patchworkleyip yastık haline getireceğim.
Söylemeden geçemeyeceğim bir konu; Ptt ve kargo hizmeti. Uygun fiyatlı gönderim sağladığı için tercih ettiğim ama bu son günlerde beni illallah dedirten, es kaza telefonda konuşup derdimizi anlatacak biri bulduğumuz ama asla aradığımız yerin orası olmadığı, sonra ucu bucağı gelmeyen şu numarayı arayın halleri, sonra uzun uzun o numaradan biriyle görüşebilmek umuduyla sayısız aramalar ve beklemeler, uzun aramalardan sonra nihayet karşımıza çıkan biri, ama o da nasıl orada çalışıyor diye düşündüren, cahillik, kabalık ve zerre iletişim kuramayan, anlatılanı anlamayan tipler. Neden olması gerektiği gibi yapılamıyor bu işler ve neden görevine uygun kişilik ve nitelikte çalışanları yok. Üç gönderiden biri sorunsuz giderken, diğer ikisinde mutlaka bir askilik yaşatıyor. Bilmiyorum ben nefret ettim ve ediyorum.

17 Eylül 2011

Evdeki vazolarda çiçek olursa çok mutlu oluyorum. Dün de haydi kendimizi şımartalım diyerek bir demet çiçek aldık eve dönerken kuzumla. Geçtiğimiz gün hazırladığım tiramisudan kalan bir tabak kremayı da kedi dili bisküvi ile hazırlayarak değerlendirdim. Tatlı tatlı yiyoruz şimdi, keyifle beraber kiloları da alıyoruz tabi.
Birkaç gündür peşpeşe sokağa çıkmak zorunda kaldık. Dikkatimi çeken ve beni rahatsız eden pekçok şey oldu. Favori mağazalarımda ne acıdır ki çalışan insanların dikkatsizlik, yaptığı işe dair zerre ilgisi ve bilgisi olmadığına şahit oldum. Onlar yüzünden kuzuyla ikimiz epey bir git-gel yaptık avm'lere. Hafta içi otobüs, dolmuş, metro hangisi işimize gelirse onu kullanıyoruz. Buralarda da çocuklu bir hanım olarak çoğunlukla ayakta kaldım. Bir durak sonra inecek insanların, o kadarcık sürede bile ayakta kalmayı göze alamadıklarını gördüm. Kendimi geçtim, ak saçlı teyzeler amcalar onlara bile yer veren çıkmadı. Gençlik merhametsiz, saygısız ve umarsız bir yönde ilerliyorlar sanki. Kendime de kızmıyor değilim, cüzdanımda ehliyetimi süs niyetine taşıdığım için, müstehak bu bana.

22 Ağustos 2011

Haftasonu günlerdir aklımı çelen browni'yi nihayet pişirdim. Tek kelimeyle enfesti. Ölçüler biraz az, yaptığım diğer kek çeşitlerine göre, çoğlatmaya korkuyorum, sanki aynı tadı bulamayacakmışım gibi geliyor. Uzun zamandır muffin de yapmadım ama galiba en sevdiğim şekli bu. Önceden yaptığımız yumurtaları çırp hoop içine tüm malzemeler at fırına, çok kişiliksiz geliyor artık onlar bana. Hatta bazıları burcu burcu yumurta kokuyorki berbat bence.

25 Haziran 2011

Sağlıklı besleneceğim diye, tatlı krizlerimde kavanozun dibini göresiye nutella kaşıklamak yerine artık tahin-pekmez karışımıyla sadece bir-iki kaşıkla çözen ben, bu akşam önüne geçemedim işte, yok artık üçü değilde, ikisini hüplettim. Pişman mıyım? hayır.

22 Haziran 2011

Yağmurlar bitsin diye dert yanan ben, şimdilerde güneşin yakıcılığında dışarı çıkamamanın verdiği sıkıntıyla pek bir hızlıca ve pes dedirten bir fikir değişikliğiyle yağışlı günler daha iyiydi diyorum.
Kendimde şu ara çok çabuk gelişen değişimler ve yıllar öncesinden gelen kemikleşmiş hayır'larımın bile esneyip evetlere dönüştüğüne şahidim. Hayırlar olsun. Eskiden daha zor değişirdi bende bazı şeyler, hala da tam değişmeyen birkaç şey var elbet ama onun dışındakiler salla gitsin modunda. Yaz çabucak ısıtıp, gevşetti beni galiba. Ruh halimdeki dengesiz iniş çıkışlarda bunda etkili tabiki, etkisi olanlar, tepkilere gelsinler inşallah. Kendime düzgün bir rota tutturmamı diliyorum en kısa zamanda.
Renk uzmanı da değilim ancak, böyle gökkuşağı renklerindeki ısrarlı duruşlarımın mutlak ki kendimle ve haleti ruhiyemle bir bağlantısı olsa gerek. Renkli, rengarenk. Sürekli bunları görmek ve onlarla uğraşmak isteği.
Ankara bu yıl ki gibi bir gül bahçesi durumuna daha önce bürünmedi sanırım. En kıytırık, ufak parklarda bile rengarenk güller ekmişler. Güzel tabi, ama bazen toplayıp toplayıp evdeki vazolara doldurasım geliyor benim ne yalan söyleyim. Belki çevre çevre olalı ilk defa bunca düzenlemeli ve renkli ama benim aklımdan geçenlere bakın. Sonra oğluma balkondaki çiçekleri koparmaması için çektiğim nutuklar geliyor aklıma. İnsanoğlu ne garip bir yaratık böyle.

20 Haziran 2011

Hergün sabah gözünü açar açmaz, "anne bugün parka gidecek miyiz?" sorusu ile güne başlıyoruz. Parkta uzun, sıcak ve sıkıcı (bana göre tabi) saatlerden sonra ikna turları ve zar zor eve dönüyoruz.
İkimizde birgün güneş doğarken uyanmak istiyor ama her defasında uykuya yenik düşüyoruz. Erkenden uyanmak, sabahın ıssızlığı, kuşların cıvıltısı ve serinliğini hissetmek istiyoruz.
Ev hanımlığının, pişir, temizle, ütüle, topla ve yıka gibi ucu bucağı gelmeyen işlerinden kalan sürelerde (kendime de süre yaratıyorum yani) evde durup durup gözüme batan eşyalara bazen bişeyler ekleyerek, bazen boyayarak o objenin görünüşünü değiştirmek gibi şeyler beni dürtünce ortaya o an oyalanılan ama sonradan çok da lazım olmayan şeyler çıkarıyor ortaya. Şu ara biraz verimsiz hatta kıt bir dönemdeyim, el işi anlamında. Örgüm ağır aksak ilerlerken, dikiş kuzuya diktiğim pijamayla kaldı. Bu da abajurunu değiştirmek istediğim lambanın değişesiye kadar ki kamuflajı. O gün abartıp ucuna danteller de dikmediğim için şükrediyorum şimdi.

17 Haziran 2011

Dün Ankara'daki yağmur, yağmur denemez herhalde fırtına ile aynı anda öfke ve kızgınlıklarımızı döküp boşalttık sanki. Bugün hava güneş açtı o atlattı ama ben hala gürleyip şimşekler çakmaya hazırım. Hayata uzanan, tutunan kollarıma yoğun bir dayak yemiş gibiyim. Şimdi neresinden tutuyorum bilmiyorum, ya da tutuyormuyum? Kendimde zaman zaman gelişen böyle büyük duygu depremleri, bendeki taşların yerini bulmasını sağlar genelde. Yine öyle oldu tabi. Kimileri kaybetti birkez daha beni. Kısaca bana antipatik gelen bissürü şeyle karşı karşıyayım şu ara. Kapanış olarak, işine geldiği gibi anlayan ve yorumlayan, aynı dili konuştuğunuz halde anlaşamadığınız, empatiden uzak, çocukluktan henüz diğer evrelere geçişi tamamlayamamış beyinlerden uzak bir haftasonu diliyorum.

16 Mayıs 2011

Hayatımın bana bir dezavantajı olarak yaşadığım zaman zaman stres dolu günlerin sonucu olan genişlemiş bedenime uygun, daha önce ördüğüm şimdilerde içine giremediğim bu yazlık örgüden bir tane daha örmeye başladım. Sıkıcı olmayan kolay ilerleyen bir örgü. Battaniye ile paralel devam edecek. İlkinde reklam kolun tığ ile kesimini son derece acemice ve uydurma şeklinde yapıvermiştim, bu defa daha düzgün yapmayı planlıyorum.
Yorumlarda sıkça okur oldum bir çocukla bu derece sık dışarılarda olabilmek, pek çok kişiye zor geliyor sanırım, aslında bana da çok kolay değil ama ben bunlara rağmen yapıyorum. Mütemadiyen gezmemiz bir türlü dışa vuramadığım öfke ve nefreti bir nebze olsun yenmek, bünyeye yaptığı zararı azıcık dahi olsa azaltmak için. Yağmur, kar farketmez, ben hissetmiyorum çünkü onları, bildiğim tek şey içinden çıkabildiğimiz dört duvar, biliyorum ki orada kalırsam kat be kat daha stresli olacağım, biliyorum ki, mutfağa dalıp hırsımı bilumum tatlı ve hamur işinden alacağım. Sonra da daha bir iki yıl önce ördüğüm örgülere sığamayıp yeniden yeniden yapacağım. Öyle insanlar var ki, haketmedikleri halde beklentileri, hakları olmadığı halde, başkalarının hayatını çekilmez hale getiriyorlar. Kendisine yapılmasını istemediği şeyi, başkasına rahatça yapıyor. Empatinin bol, ince düşüncenin çok olduğu insanlarla dolu bir çevre diliyorum.

Bahar bilmem nesi bendeki

Kuzuma ördüğüm hırka bugün bitti. Bu deneme idi, ilik ve düğme yerlerini daha iyi ayarlarsam tam olacak, kışa doğru makarna iplerden kahve-krem karışımı kırçıllı ipten bir hırka daha örmek istiyorum. Aksatmaz da elimden bırakmazsam örgü, iki bilemedin üç günde bitiyor bu kalın ipler, benim için ideal yani.
Bu hırka da kuzuya bir yaş civarında akıllı iplerle ördüğüm hırkası. Buna çok özenmiş ve uğraşmıştım, ama çok fazla giymemişti.
Bahar geliyor belki de geldi bilmiyorum havalar daha iyi, her sabah uyandığımızda göz kırpıyor bize güneş. Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen bende bir karamsar haller, yine bir sabırsızlık bir gönül darlığıdır gidiyor. Durduğum yerde bunalıyorum. Bahar sendromu, bahar depresyonu ya da hiç baharla alakası yok benim normal gidişhattım onu da bilmiyorum. Yine gereksiz yükler yüklenip sonrada onlarla hayatıma devam etmeye çalışan benin o ağırlıklar altında ezilişimin sıkıntıları mı kısaca ne olduğunun teşhisi konulamayan deryasal haller içindeyim. Bu dönem örgüm bile beni rehabilite edemedi.
Annenin bu durumu ister istemez kuzuyu da etkiliyor tabi, mümkün olan tüm sınırları zorluyor bende, tabi bende dayanabildiğim kadar, dayanamadığım yerde bağrış çağrışlar başlıyor hiç istemesemde. Benim için en huzurlu an ise, erkenden yatan kuzu.

25 Mart 2011


Hırka devam ediyor, yukarıdaki foto Çınar'ın. Artık blog için resimlerimi ona çektireceğim, gayet iyi çalışıyor. Şimdi bu hırkanın yakası ve takma kol olayını nasıl çözeceğime dair hiçbir fikrim olmaksızın doğaçlama devam ediyorum. Örgü her zamanki gibi kaçış noktam, inadım inat dediğim dedik diyen küçük adamla anlaşma çabalarım, hayatımıza zaman zaman girip, hayatı çekilmez hale getirenler, bazen unutsamda olmadık bir zamanda depreşen hayaller derken hepsiyle başedemiyor ve hemen örgüye vuruyorum kendimi. Çünkü bazen ne konuşarak ne de kendini anlatarak biryere varamıyor insan, karşındaki sadece anlamak istediğini anlıyor.

10 Mart 2011


Düşüne düşüne kafayı sıyırmamak için, rahatlamak içindir çoğu zaman örgüm, şimdiye kadar keyif için ördüm mü hatırlamıyorum, bazen stres atarken bazende öremediğim için strese girdiğim, yine bişeyler yapmaya çalıştığım ama birtürlü ne olduğu belli olmayan küçük küçük parça parça kalan bir sonuca ulaşamayan örgüm.

İki güncük bile olsa evde kapalı kaldık diye yakınmıycam ama kültür-sanat etkinliklerinden epeyce bir süre uzak kaldım diye üzülüyorum.

Sinirlerimi aldırmak, kendi kendimi dolduruşa getirmemek, sıfır hatasızız biz diyenleri kendi silahlarıyla vurmak, tüm vurdumduymazları duyarlı hale getirmek, hayallerime ulaşmak gibi uçuk kaçık istekler içindeyim bugün, kısaca bendeki plak hep aynı dönüp duruyor keyifsizken takıyorum hemen. Böyle bir ruh hali işte. İnsan isteyince nelere can sıkabiliyor nelere.