15 Eylül 2014

Kayıplardayım yine. Okulların da açılmasıyla başlayan rutinler ve yeniden okul düzeni oluşturmak, yeni adaptasyon halleri var bizde.
Çınar tatilde arayı açtığı kalem, defter, kitapla yeniden kaynaşmaya çalışırken,
Ben hala sonbaharın depresif etkisindeyim.

13 Eylül 2014

Elimdeki tek çalışmalık işler birikerek kendi aralarında bir tekler takımı oluşturuyorlar. Yaptığım bir işte ikinciyi de yapmam çok nadirdir.  Şu ara yine arayış içindeyim, birşeyler yapsam ama ne yapsam diye. Boş durmayı bilmeyen ben yavaş yavaş öğrendim sanırım geçiş yapamadım bir türlü kendimi meşgul ettiğim işlere.
Eylül kendini hissettirmeye başladı, özellikle geceleri epey serin oluyor. Sıcacık sarınıp örtünüyoruz şu ara yazdan sonra pek iyi geliyor bu serinlikler ama şimdiden yeter artık yaz gelsin diyeceğimiz günleri de görür gibiyim, hiçbirşeyin uzun soluklusu yaramıyor insana. Acaba o çok sevdiğim yerlerde uzun uzun kalsam yaşasam nasıl olur çok merak ediyorum bıkarmıyım oralardan da?
Elime geçen her güzel kağıtla, desenle hemen defter kaplamışım, yapıştırmışım, epey olmuşlar. İçlerine hiçbirşey yazılmayan defterler.. Yazılsa ne çok şey var yazılacak, hayatımız roman olurmu bilmem ama epey bir sayfa doldurur gibi geliyor. Belki bir gün tığ ve ipten kaleme geçiş yapar yazarım birkaç satır defterlere, ama şimdilik dursunlar bir köşede.

10 Eylül 2014

Sıcak su torbamın üzerindeki minicik işlemeyi nihayet dün akşam söktüm ve içime sinen şekilde yeniledim. İnşallah bu başlangıç olur da, ataletimi ve tembelliğimide atmışımdır.
Havalar hala sıcak derken yağmurlar başladı ufaktan.
Kitabın başlıkları ilgimi çekti, belki birkaç tüyo alırız, bişeyler öğreniriz dedik.

Pazar kahvesi


7 Eylül 2014

Artık bahçede son zamanlar yaşanıyor.
Tatilin bitmesine az kaldı. Yeniden okul temposunu yakalayacağız.

6 Eylül 2014

Hala Eylül ayını tam olarak hissedemesek de, sıcaklar tam gaz çünkü, bir gelsede kendimizi serin sulara atsak, tatile çıksak, geç kalksak, gezip tozsak vs dediğimiz  özlemle beklenen, koşturmacalarla geçen yaz bitti. Sonbaharın gelişini bir parça hüzün ve depresif bir ruh hali ile mi hissediyorum bilmiyorum, bugün rastgele karşıma çıkan bu yazı tam da hissettiğim şeylere tercüman olmuş gibi.

"Nedir bu mutluluk dediğimiz şey? “Mutluluğu karşımızdakinin bize vermesi gereken bir şey gibi düşününce hayal kırıklığımız da büyüyor. “Ölü bir deniz yıldızıdır mutluluk / O nedensiz mutluluk olsa da olur, olmasa da...” yazmıştı Edip Cansever bir şiirinde... Sahi nedir bu mutluluk dediğimiz şey?
Hayalini kurduğumuz, planladığımız, bir gün, bilinmez bir gelecekte yaşayacağımız bir rüya mı?
Bir gün içine girip ondan sonra artık hep orada yaşayacağımız gizli bir cennet mi?
Elde edilebilecek en iyi şeylere sahip olmak mı?
İstediğimizi yapmamızı, başkalarının sözümüzü dinlemesini sağlayacak güç ve iktidar mı?
Herkesin bizi beğenmesi mi yoksa?
Baş döndürücü bir başarıyla yükselmek mi? 
Nereye koyacağımızı bilemediğimiz kadar çok para mı?
Kadınların ya da erkeklerin peşimizden koşması mı? Alkışlar mı?

Mutluluk fotoğrafları vardır... El ele, güzel bir havada, deniz kenarında yürüyen sevgililer. Neşeli çocukların koşturduğu güzel bir evin bahçesi... Sabah evinden güler yüzlü karısı ve kuyruğunu sallayan köpeği tarafından işe uğurlanan şık giyimli bir adam... Kalabalık bir ailede, güven içinde yaşayan bir çocuğun neşesi... Merdivenlerden gelinliğiyle inerken bütün gözlerin kendisine çevrildiği genç, güzel bir kız... Bebeğini emziren annenin yüzündeki huzur... Bazıları için okyanus kıyısında şezlonga uzanmış küçük şemsiyeli kokteylini yudumlayan bir adam...

Kıskanılan mutluluklar vardır örneğin... Piyangodan büyük ikramiyeyi kazanan adam... Genç yaşta kazanılmış büyük bir şöhretin ışıltısı... Hem alkışları hem parayı toplayan futbolcunun hayatı... Üniversiteyi birincilikle kazanan öğrenci... Uluslararası bir başarıya imza atan doktor...

Pek az kişinin başına gelen şeyler olduğu halde bizim başımıza gelse sahiden mutlu olur muyuz? Ya da o mutluluğu koruyabilir miyiz? Yaşadığı zamanın değerini bilip yaptığı her şeyin keyfini çıkartmak mıdır mutluluk? Yoksa başkalarına yardım etmenin, başkalarının mutluluğunu görmenin getirdiği özel bir duygu mudur? Bir şeyler üretmenin, bir şeyler bulmanın, bir şeyler yaratmanın getirdiği tatmin midir? Belki de bir akşam vakti güneş batarken sevdiği insana sarılıp onun kokusunu almak ve böyle bir an yaşadığı için teşekkür etmek midir? Kimi insan hayatının her anında eksikleri bulur, neden onların eksik olduğunu sorar. O bir anlık mutluluğu bulsa bile neden daha fazlası olmadığını, neden hep sürmediğini sorgular. Mutlu olmak zor mu? Belki... Ama mutsuz olmak çok kolaydır. Değiştiremeyeceğiniz şeylere kafanızı takıp mutsuz olabilirsiniz. Bilmediğiniz bir gelecekte başınıza geleceklere kaygılanıp mutsuz olabilirsiniz. İçinde bulunduğunuz durumu bozacağını düşündüğünüz olasılıkları kurup mutsuz olabilirsiniz. Olmayacak beklentiler, gerçekleşmeyecek hayaller kurarak da mutsuz olabilirsiniz. Sizden çok daha zor koşullarda yaşayan sayısız insanı düşünmek yerine sizden daha iyi koşullardaki az sayıda insanı kıskanarak da mutsuz olabilirsiniz. Sevdiklerinizin güzel yönlerini görmek yerine eleştirerek onları da mutsuz edebilirsiniz.

Olumsuzlukların altını çizerek, gereğinden fazla abartarak her ortamı mutsuz kılabilirsiniz... İşinizde geçirdiğiniz saatlerde işinizi ne kadar sevmediğinizi anlatmak yerine severek yapsanız çok daha keyif almaz mısınız?

Mutluluk büyük bir aşk, tutku, vazgeçememe, saplantılı bir sevgiden çok aslında anlayışlı olmakla ilgili bir şey. Mutluluğu karşımızdakinin bize vermesi gereken bir şey gibi düşününce hayal kırıklığımız da büyüyor. Birinin yapmadıklarını düşünüp üzülmek, söylenmek yerine yaptıklarıyla ilgilenmek mi acaba daha doğru olan? Sürekli kendi yaptıklarımızla karşımızdakinin yaptıklarını karşılaştırıp haklı, haksız hesaplaşmasına girmek yerine herkesin kendi gibi olmasını kabullenmek mi?
yazı buradan (yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.)

5 Eylül 2014

Kenarları kaneviçeli, dantelli, kenarlarından kaneviçe renklerine uygun saten astarı gözüken uzun yastık yapmak niyetindeyim. Hani küstüm yastıklardan önceki moda. İsimler de orjinal yani "küstüm". Bunun için önce Ulus Çıkrıkçılara bir uğramam lazım. Şu ara en çok heveslendiğim iş bakalım neye benzeyecek.
Eylül ayının serin günlerini, üşüyüp hırkama sarılmayı, sararmış yapraklarla dolu yollarda yürümeyi istiyorum. Yaz yeterince doyurucu ve güzeldi, özledim sonbaharı.

4 Eylül 2014

Akşam, serin serin bir hava, karşımızda açık hava sineması, Al Yazmalım Selvi Boylum'la nostalji, ne biliyim bana iyi geldi..

3 Eylül 2014

Yine işler güçler nedeniyle ara verdim, bu arada tarhanımızı döktük, kuruttuk. Eylül ayına da giriş yaptık.
Geçen haftadan kalan domateslerim vardı, kış hazırlıklarında hızımı alamayıp birde domates suyu kaynatıcam galiba, bir deneme yaptım dün akşam çok güzel oldu sanki, bu konuda deneyimli arkadaşlarım var onlarada başvurup haftaya pazardan domatesleri yüklenip geleceğim kısmetse. Yakında turşu işine de girişirsem hiç şaşırmayacağım :)
Arkadaşlarıma özellikle elişine meraklı olanlara geldiklerinde tüm örgü ve işlerimi çıkarıyorum ortaya, kimisine örgü başlıyoruz, kimilerine hediyelikler bohçasından benden hatıra işler. Dün şöyle bir bakındım stoklar azalmış gelin görün ki bana henüz birşeyler yapma hevesi gelmedi, tembellik modundan çıkamadım hala elişi anlamında.

31 Ağustos 2014

Kahve-çikolata pozu vermeyeli epey olmuş bugün bir tane ekleyeyim artık dedim. Aslında epeydir kahvemi sade içiyordum, şekerden mümkün olduğunca uzak, bugün kaçamak oldu.
Yine çoktandır fotoğraflamak istediğim begonvili nihayet bugün resimledim. Karşınıza alıp oturunca sanki başka bir coğrafyadaymışsınız gibi hissettiriyor, şahane renk tonu ve naif güzelliğiyle.
Kıyamıyorduk ama artık son günleri diyerek bugün bir dal alıp bu şekilde kurutmaya bıraktık. Yaklaşık 2-3 yıl dökülmeden bozulmadan kalıyormuş.

29 Ağustos 2014

Sıcaklar yüzünden sanırım, henüz tığ ve yünlerle buluşmaya fırsat olmadı. Gündüz ev işleri ve gezmeler, akşamın serin saatlerinde de kumaşlarımla ilgileniyorum. Dün akşam bir arkadaşımın hediyesi kumaşımın kalanını değerlendirdim ve çanta diktim. Ev tarhanası için kolları sıvadık geçtiğimiz gün, mayaladık şimdi birkaç gün bekletip tarhana dökeceğiz. Okullara sayılı günler kaldı derken öyle geçiveriyor işte günler.

28 Ağustos 2014

Bugün aklıma düşüverdi. Önce güzel güzel kapladım defterlerimi, şimdi parmaklar çalışsın biraz tarif defteri yeni yerine geçmeli.