Örgüler, yamalı dikişli örtüler huzur veriyor bana. Benimkiler de duruyor böyle ama dolabın içinde, iyisimi onları cam bir dolap içine sıra sıra yerleştirip, karşısına da geçip izlemeli.
Şu ara Çınar scrabble gibi harfleri olan birşeyler tarif ediyor bana. Kelimeler yazmak, denemek istiyor, böylesi ahşap olanı var mı bilmem ama yakında bir scrabble setimiz olacak sanırım. Sonra birkaçına el koyup bir çerçeve yapmalı.Resimler buradan.
sarı çerçeve buradan. Bu sene de sarılara sempati geliştirmeye başladım. Çok seviyorum bu tonu.
Birde bu sandalyeyi çok sevdim. Çizgi roman yapıştırılmış, daha önce böyle desenli elbise askıları görmüş buradan paylaşmıştım, bunu da çok sevdim. Resim buradan.
Cumartesi-Pazar
Hafta içlerini hafta sonlarına göre daha çok seviyorum sanki.. şimdi hafta içi bir koşuşturma, haftasonları ise bol çamaşır ve ev işleri var.
Örgü ilerledikçe daha çok yapmak istiyorum. Yine motifleri biraz büyükçe tuttuğum için öyle uzun uzadıya sürmeyecek bitmesi. Üstelik elimdeki tüm renkleri içereceği için, battaniyeye dönüşmüş hali mutlu edecek beni.
Puantiye aşkımı kuzum da biliyor ve nerede çarparsa gözüne "annee poyantiyeli bak" şeklinde derhal haberini alıyorum. Önümüzdeki günlerde bolca kullanacağım şallar veya fular demek daha doğru sanırım. Hadi havalar biraz daha ısın artık, kabanları atıp trenç kotları veya hırkaları takıp sırtımıza hafif hafif dolaşalım şöyle. En çok bol güneşli, üşütmeyen serin sabahları özledim. Öyle sabahlar ailecek yaptığımız güzel şeyleri çağrıştırıyor bana, mesela yıllar yıllar önceki İstanbul seyahatimizi, daha yakın zamandan Beypazarını veya herhangi bir yıl yola çıkılan tatillleri. Şimdi havalar ısındıkça da tatil yazıları yazacağım galiba bolca.
Bu haftasonu yine hamur mayalandı. Bir güzel kızartıldı. Hafta içi hareketliliğine çok mu güveniyorum acaba.
Son zamanlarda takıldığım şarkılardan, şarkılarla anlatılan şeyler çok hoşuma gidiyor. Bu da onlardan biri,
Örgü ilerledikçe daha çok yapmak istiyorum. Yine motifleri biraz büyükçe tuttuğum için öyle uzun uzadıya sürmeyecek bitmesi. Üstelik elimdeki tüm renkleri içereceği için, battaniyeye dönüşmüş hali mutlu edecek beni.
Puantiye aşkımı kuzum da biliyor ve nerede çarparsa gözüne "annee poyantiyeli bak" şeklinde derhal haberini alıyorum. Önümüzdeki günlerde bolca kullanacağım şallar veya fular demek daha doğru sanırım. Hadi havalar biraz daha ısın artık, kabanları atıp trenç kotları veya hırkaları takıp sırtımıza hafif hafif dolaşalım şöyle. En çok bol güneşli, üşütmeyen serin sabahları özledim. Öyle sabahlar ailecek yaptığımız güzel şeyleri çağrıştırıyor bana, mesela yıllar yıllar önceki İstanbul seyahatimizi, daha yakın zamandan Beypazarını veya herhangi bir yıl yola çıkılan tatillleri. Şimdi havalar ısındıkça da tatil yazıları yazacağım galiba bolca.
Bu haftasonu yine hamur mayalandı. Bir güzel kızartıldı. Hafta içi hareketliliğine çok mu güveniyorum acaba.
Son zamanlarda takıldığım şarkılardan, şarkılarla anlatılan şeyler çok hoşuma gidiyor. Bu da onlardan biri,
Gönderen
Derya Kuzusu
zaman:
Cumartesi, Mart 17, 2012
5
yorum
Etiketler:
BEĞENDİKLERİM,
DERYA,
EL İŞİ PROJELER,
MUTFAK,
TIĞ İŞİ
16 Mart 2012
Sabah kahvaltılarında evdeki trafik gereği yalnızım. Değişen rutinimizle artık babadan önce evden çıkıyoruz, sabah kuzuyu yataktan söküp almak, yüzünü yıkayıp üstünü giydirmeye ikna etmek, okuldaki atıştırma saatine kadar midesinin kazınmasını önleyecek iki lokmayı yedirecek, bu arada daldığı kitabı veya oyuncağını bıraktırıp kapıdan çıkabilmek için sabahları büyük bir bardak su içip yollara düşmek durumundayım. Eve dönüşte ki, eve dönüyorsam kendime kahvaltı hazırlıyorum. Yok eğer dönmüyorsam, hani hep lafını ettiğim takıp çantamı koluma, ne zaman gidicez, yoruldum, sıkıldım çekiştirmeleri olmadan rahat rahat gezmeyi yapıyorum. Böyle gezdiğim günlerde avm'lerin açılışını yapıp, mağazaların siftah müşterisi ben oluyorum. Aslında her zaman avm'lere erken gitmeyi severdim ama kapısında bekleyip açıldığı an kadar değil. Şimdilerde bir daha eve git, tekrar çık yapmamak için böyle yapmak zorunda kalıyorum. Sabahları okula giderken su gibi akan vakit, kapısında beklediğim avm'nin açılışında adeta donup kalıyor. Dışarıda yaptığım kahvaltıda da bir bakıyorum ki beş veya on dakika ancak geçmiş oluyor, inanamıyorum.
Pembe örtümün modelini görmek isteyen zeyzey bloğu sahibesi için. Ebrulikedi için kek tarifi ise burada. :)
Dünkü migros ziyaretimde latte bardağı hediyeli kahvemi alıp, keyifli görüntü ve içmelerime kavuştum.
Kuzu değişken haller içinde, almaya gittiğimde aslında daha çok kalmak istiyordum derken, ertesi gün olup ta okula yaklaştığımızda bir türlü yüzü gülerek girmiyor içeri, daha erken çıkılan bir okul olsun falan diyor, daha erkeni yok o zaman gitmemen gerek dediğimde gitmeyeyim demesin mi. Deneyimli arkadaşlarıma soruyorum, bir ay süren de var bir hafta da alışan da, bazen kendimden şüphe edip biz niye okula gidiyorduk doğru birşey yapıyoruz değil mi? dedirtiyor, sonra uyanıyorum ve saçmalıyorsun diyorum.
Mutlu haftasonları olsun hepimize..
Pembe örtümün modelini görmek isteyen zeyzey bloğu sahibesi için. Ebrulikedi için kek tarifi ise burada. :)
Dünkü migros ziyaretimde latte bardağı hediyeli kahvemi alıp, keyifli görüntü ve içmelerime kavuştum.
Kuzu değişken haller içinde, almaya gittiğimde aslında daha çok kalmak istiyordum derken, ertesi gün olup ta okula yaklaştığımızda bir türlü yüzü gülerek girmiyor içeri, daha erken çıkılan bir okul olsun falan diyor, daha erkeni yok o zaman gitmemen gerek dediğimde gitmeyeyim demesin mi. Deneyimli arkadaşlarıma soruyorum, bir ay süren de var bir hafta da alışan da, bazen kendimden şüphe edip biz niye okula gidiyorduk doğru birşey yapıyoruz değil mi? dedirtiyor, sonra uyanıyorum ve saçmalıyorsun diyorum.
Mutlu haftasonları olsun hepimize..
Gönderen
Derya Kuzusu
zaman:
Cuma, Mart 16, 2012
9
yorum
Etiketler:
BEĞENDİKLERİM,
DERYA,
EL İŞİ PROJELER,
ÇINAR
15 Mart 2012
Dün akşam uzun süredir yapmadığım cup cake düştü aklıma tam yemek vakti, şimdi oğlumda okullu oldu giderken de geldiğinde de atıştırır, market abur cuburu yiyeceğine anneciğinin keklerini yesin dedim bahanem sağlam ya hemencecik yapıverdim keki. Börek içinse tarifin hamuru az, kendisi öz oluyor diyerekten, üstüne birde geçtiğimiz gün yaptığım haşhaşlı börekten de yaptım, bir şeyi yeterki isteyeyim insan ancak bu kadar çabucak halledebilir, hem fırına atar hemde gerideki bulaşıkları toparlar, üstüne de ahaliye akşam yemeği için tavuk pişirir. Allahım hepimize sevdiğimiz insanlarla yanyana olmayı ve sevdiğimiz işlerle uğraşmayı nasip etsin. İnsan sevince ve isteyince hayat hem kolay hemde pratik oluyor. İki kap hamur işinden de böyle felsefe yaparmışım ben.
Kuzucuk okulda aktiviteye doymayıp eve gelince önce oyuncaklara saldırıyor, özledim diye. Ardından anne aslında şimdilerde daha çok babayı yakalayıp oturtuyor başına birlikte aktiviteye.
Okul öncesinde her gün dışarı çıkmazdım hatta yürüdüğüm mesafeler de gezmediğimiz sürece öyle uzun da değildi. Şimdi erkenden kalkmanın, yürüyüş mesafesinin ve tabiki kendime ait kalan saatlerin pek çok faydasını görüyorum. Hareket geldi sporsuz bedenime ve tabi ruhuma da düşünme ve rahatlama. Şimdi daha az vicdan azabıyla tüketiyorum yaptığım hamur işlerini.
En çok okulun ikinci gününde bana "artık sende rahatlarsın" gibi bir cümle kurmuştu ki kuzum okula gittiği için çok üzülmüştüm. Kimbilir hangi öfke ve kızgınlık anında artık okula gitde rahatlayayım gibi bir laf ettiysem tuttu kuzucum bana söyleyiverdi. Sonra basit ve kısa şekilde anlatmaya çalıştım, okulun benim rahatlamam için değil, kendisinin gelişimi ve öğrenmesi için kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu ve vakti geldiği için okula gittiğini. Eskiden bir gidişhat vardı bizde her günün aşağı yukarı aynı olduğu sıkıcı ve rutin, onun içinde de zaman zaman, sürekli bir arada olmanın zorluk ve sıkıntılarını çekiyorduk ama şimdi daha sakiniz, birbirimizi özlüyor ve yanyana olduğumuz zamanları eskiye göre daha keyifli geçiriyoruz, inşallah kuzum da farkediyordur bunları.
Okul konusunda çevremizdekilerin daha küçük yaşlardan itibaren kreşe vermelisin şeklindeki anlamsız dayatmalarını dinlemediğim için çok memnunum. Çalışmadığım için daha küçük yaşlarda onun bana benimde ona fazlasıyla ihtiyacımız vardı. Ama bu yaş itibariyle artık evde de dışarıda da yapabildiğimiz şeylerin belirgin şekilde sınırlandığını, bittiğini ve zamanın geldiğini kendi içgüdülerime göre ta içimde hissettim, belki de bunun için ben çok kolay alıştım, aslında kuzu da alıştı çünkü ben kapıdan çıkana kadar gözler doluyor, sonrasında eser yok diyor öğretmenleri, o kadarcık anneye naz da olacak tabi. Hayatımızdaki yegane değişiklik olarak bu konuda çok laf ettim biliyorum ama başka da yazacak birşey bulamıyorum. Güneşe hasret kaldık yine bir kaç gündür, artık yağmur çamur bitsin, güneş parlasın istiyoruz.
Kuzucuk okulda aktiviteye doymayıp eve gelince önce oyuncaklara saldırıyor, özledim diye. Ardından anne aslında şimdilerde daha çok babayı yakalayıp oturtuyor başına birlikte aktiviteye.
Okul öncesinde her gün dışarı çıkmazdım hatta yürüdüğüm mesafeler de gezmediğimiz sürece öyle uzun da değildi. Şimdi erkenden kalkmanın, yürüyüş mesafesinin ve tabiki kendime ait kalan saatlerin pek çok faydasını görüyorum. Hareket geldi sporsuz bedenime ve tabi ruhuma da düşünme ve rahatlama. Şimdi daha az vicdan azabıyla tüketiyorum yaptığım hamur işlerini.
En çok okulun ikinci gününde bana "artık sende rahatlarsın" gibi bir cümle kurmuştu ki kuzum okula gittiği için çok üzülmüştüm. Kimbilir hangi öfke ve kızgınlık anında artık okula gitde rahatlayayım gibi bir laf ettiysem tuttu kuzucum bana söyleyiverdi. Sonra basit ve kısa şekilde anlatmaya çalıştım, okulun benim rahatlamam için değil, kendisinin gelişimi ve öğrenmesi için kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu ve vakti geldiği için okula gittiğini. Eskiden bir gidişhat vardı bizde her günün aşağı yukarı aynı olduğu sıkıcı ve rutin, onun içinde de zaman zaman, sürekli bir arada olmanın zorluk ve sıkıntılarını çekiyorduk ama şimdi daha sakiniz, birbirimizi özlüyor ve yanyana olduğumuz zamanları eskiye göre daha keyifli geçiriyoruz, inşallah kuzum da farkediyordur bunları.
Okul konusunda çevremizdekilerin daha küçük yaşlardan itibaren kreşe vermelisin şeklindeki anlamsız dayatmalarını dinlemediğim için çok memnunum. Çalışmadığım için daha küçük yaşlarda onun bana benimde ona fazlasıyla ihtiyacımız vardı. Ama bu yaş itibariyle artık evde de dışarıda da yapabildiğimiz şeylerin belirgin şekilde sınırlandığını, bittiğini ve zamanın geldiğini kendi içgüdülerime göre ta içimde hissettim, belki de bunun için ben çok kolay alıştım, aslında kuzu da alıştı çünkü ben kapıdan çıkana kadar gözler doluyor, sonrasında eser yok diyor öğretmenleri, o kadarcık anneye naz da olacak tabi. Hayatımızdaki yegane değişiklik olarak bu konuda çok laf ettim biliyorum ama başka da yazacak birşey bulamıyorum. Güneşe hasret kaldık yine bir kaç gündür, artık yağmur çamur bitsin, güneş parlasın istiyoruz.
14 Mart 2012
Eteklik kumaşlar yavaş yavaş toplanıyorlar ama hala benim dikiş bilgim sıfır. Araştırıyor ancak beni şu dönemde kayda alacak bir kurs bulamıyorum. Önümüzdeki günlerde giyilecek kumaşlar olmadıkları için aslında çok da acelem yok, kendi sabırsızlığımı saymazsak. Etek, etek diyorum ama aslında çok da etek-elbise insanı olmasam da kumaşlardan ötürü en güzel etek olur diyorum. Her zaman bir jean bir bluz kolayıma gelsede, renkli çoraplarla farklı bir görüntü yaratmak, kafama göre takılmak istiyorum.
Her akşam bir-iki motif derken devam eder mi, diye pek de emin olamadığım örtüm devam ediyor.
Bir soluk ev işi- dikiş ve örgü derken tembelliği de hiç ihmal etmiyorum. Herşey hızlı gelişip hızlı bitmeli havalarında tezcan biri olarak bazen lattemi alıp camdan uzun uzun bakmak, hiçbirşey yapmaksızın sadece izlemek veya uzatıp ayaklarımı tv'de zaplayarak kafamı dağıtmak adeta bir ihtiyaç şeklinde kendiliğinden gelişiveriyor.
Bugün Ankara ara ara yağışlara teslimdi. Şemsiyesiz çıkan ben öylece okula doğru ilerlerken sırılsıklam olunca geçen yıl hususi yağmur altında bulunmak ve ıslanmak üzere dışarı çıkışımızı hatırladım, arasında dağlar vardı bugünle, ben şimdi bir yere yetişmeye çalışıyor, istemediğim halde ıslanıyor, çevredeki çamur ve sulardan da nasibini alırken bırakın yağmuru sevmek ve keyfini çıkarmak adeta nefret eder oldum. Zaman ve ortam çok şeyi değiştiriyor.
Her akşam bir-iki motif derken devam eder mi, diye pek de emin olamadığım örtüm devam ediyor.
Bir soluk ev işi- dikiş ve örgü derken tembelliği de hiç ihmal etmiyorum. Herşey hızlı gelişip hızlı bitmeli havalarında tezcan biri olarak bazen lattemi alıp camdan uzun uzun bakmak, hiçbirşey yapmaksızın sadece izlemek veya uzatıp ayaklarımı tv'de zaplayarak kafamı dağıtmak adeta bir ihtiyaç şeklinde kendiliğinden gelişiveriyor.
Bugün Ankara ara ara yağışlara teslimdi. Şemsiyesiz çıkan ben öylece okula doğru ilerlerken sırılsıklam olunca geçen yıl hususi yağmur altında bulunmak ve ıslanmak üzere dışarı çıkışımızı hatırladım, arasında dağlar vardı bugünle, ben şimdi bir yere yetişmeye çalışıyor, istemediğim halde ıslanıyor, çevredeki çamur ve sulardan da nasibini alırken bırakın yağmuru sevmek ve keyfini çıkarmak adeta nefret eder oldum. Zaman ve ortam çok şeyi değiştiriyor.
Gönderen
Derya Kuzusu
zaman:
Salı, Mart 13, 2012
9
yorum
Etiketler:
DERYA,
DİKİŞ,
EL İŞİ PROJELER,
TIĞ İŞİ
13 Mart 2012
Görmemişin boş saatleri olmuş ve ne yapacağını şaşırmış hallerindeyim. Okul ve ev arası mekik dokumanın dışında kendi kendime kaldığım birkaç saatte daldan dala atlamaktayım. Baykuş yastığı diktim, arka kısmı için bekleyen örgü yastığımı tamamladım.Akşam da uyuklayana dek motif örüyorum, aradığım vintage sarısı akrilik boyayı bulursam onunla da yapılacak işlerimiz var. Nedir bu atlı kovalar halleri bilmiyorum, şimdilik koşuşturup duruyorum, biliyorum yoğun olmak, birşeyler yapmak bana kesinlikle iyi geliyor. Gereksiz yere zihnimi meşgul eden herşey ve herkezden uzak kalıyorum.
Yastığın arka yüzü tamamlanmış olsa da içinin renkli astarı yetişmediği için, hemen koyu renk bir şeyle içi doldurulup fotoğraf çekilirse böyle kenar köşeden beyazlar da görünüyor tabi.
Arka yüzü artık elimde çok az kalmış olan benim kıymetli kumaşlardan.
Hala karşısına geçip bakıyorum bu yastık baykuşumsu birşey oldu ama baykuş mu emin değilim.
Kuzuyla sıcak içecek molalarımız var şu ara. Çocukluğumda pek severdim oraleti, hatta kaşıkla yerdim annem görmeden, geçtiğimiz gün market rafında görünce, yapmaya çalıştığımız sağlıklı alışkanlıklarla bağdaşmaz diye alıp almamak arasında gidip gelsemde küçük bir ambalaj aldım. Pek keyifli içmesi ama herşey gibi o da değişmiş, andırıyor ama kesinlikle çocukluğumdaki gibi değil.
Gönderen
Derya Kuzusu
zaman:
Salı, Mart 13, 2012
19
yorum
Etiketler:
DİKİŞ,
EL İŞİ PROJELER,
MUTFAK,
TIĞ İŞİ
12 Mart 2012
Haftasonu akşamında bitirdiğim yuvarlak ikinci örtüden sonra birde aynı model yastık ördüm. Hamaratlığım üzerimdeydi, renk değişik bir ton çok severek aldım lakin şimdilerde bu yastığın arka yüzü için ne renk bir kumaş uygun düşer ki diye kara kara düşünmekteyim. Arkası her zamanki gibi kumaş olacak.
Bu örtülere uygun birde koltuk lazım şimdi, ben işe tersinden başladım, koltuğa uygun örtü yerine, örtüye uygun koltuk!.. insanın zamanla değişen beğeni ve zevklerinden benim evimde nasibini almalı, çok şey var kafamda, evin içindekileri modifiye etmek, yenilemek, sonra ev değiştirmek saymakla bitmez yani, keşke hepsi bir anda oluverse ne şahane olurdu benim gibi sabırsız birisi için.
Pazartesi sendromu yaşarmıyız bilmiyorum, geçtiğimiz haftadan farklı olarak gitmeyeceğim sözü şu saate dek geçmedi hiç, hep yarın okula gidilecek yönünde kuzudan gelen tüm konuşma ve hareketler. Okulda yaptıklarına ek evde de yapıyoruz el işi projeleri, üstteki ev alttaki kreş çalışması. Şu ara uzay, roket vs. onlara ilgimiz var.
Çok geçmez birşeyler başlarsam kimse şaşırmaz demiştim, ilerlermi bilmem, evdeki bir dolap ip ve oluşturduğum tüm renkleri içeren böyle rengarenk birşey başladım. Stoğu eritmek ve boş kaldığım zamanlarda iki dürtüp rahatlamak adına.
Gelelim son projeye, burada da yine bir yastık işi var aklımda. Bu sefer ciddi ciddi kalıplı falan şöyle düzgün bir baykuş yastık dikeceğim inşallah. Birden kendime yoğun bir program yaptım, aklıma gelen uçuşan tüm fikirleri not defterime yazdım kesat geçen günler için. İyi haftalar dilerim...
Bu örtülere uygun birde koltuk lazım şimdi, ben işe tersinden başladım, koltuğa uygun örtü yerine, örtüye uygun koltuk!.. insanın zamanla değişen beğeni ve zevklerinden benim evimde nasibini almalı, çok şey var kafamda, evin içindekileri modifiye etmek, yenilemek, sonra ev değiştirmek saymakla bitmez yani, keşke hepsi bir anda oluverse ne şahane olurdu benim gibi sabırsız birisi için.
Pazartesi sendromu yaşarmıyız bilmiyorum, geçtiğimiz haftadan farklı olarak gitmeyeceğim sözü şu saate dek geçmedi hiç, hep yarın okula gidilecek yönünde kuzudan gelen tüm konuşma ve hareketler. Okulda yaptıklarına ek evde de yapıyoruz el işi projeleri, üstteki ev alttaki kreş çalışması. Şu ara uzay, roket vs. onlara ilgimiz var.
Çok geçmez birşeyler başlarsam kimse şaşırmaz demiştim, ilerlermi bilmem, evdeki bir dolap ip ve oluşturduğum tüm renkleri içeren böyle rengarenk birşey başladım. Stoğu eritmek ve boş kaldığım zamanlarda iki dürtüp rahatlamak adına.
Gelelim son projeye, burada da yine bir yastık işi var aklımda. Bu sefer ciddi ciddi kalıplı falan şöyle düzgün bir baykuş yastık dikeceğim inşallah. Birden kendime yoğun bir program yaptım, aklıma gelen uçuşan tüm fikirleri not defterime yazdım kesat geçen günler için. İyi haftalar dilerim...
Gönderen
Derya Kuzusu
zaman:
Pazar, Mart 11, 2012
10
yorum
Etiketler:
DİKİŞ,
EL İŞİ PROJELER,
TIĞ İŞİ,
ÇINAR
Haftasonu
Peçetelerimi yapıştırdım. Bonus bir tanede teneke kapladım. Önce yapıyor yapıyor bittikten sonra da yer bulamıyorum evde. Tenekenin kenarlarını düzeltmiş olsam da hala eli kesebilecek tırtıkları vardı, bende kenarlarını kırmızılı bantla çevirdim. Bahar temizliği kapıda, hafiflemek lazım biraz.
Burada gördüm ve hemen denedim. Eğlenceli ve keyifli hale gelebilecek sıkıcı bir sarı zarf. Hazır nerede kullanacağımı bilemediğim renkli bantlarımı da denemiş oldum. Hediye paketleriniz veya gönderileriniz için hoş bir sunum. Bayılıyorum bu tarz işlere, birde çizimlerim iyi olsa.
"Hayatta bazı şeyler ertelemeye gelmez. Yarın değil, dün değil ancak şimdi yaşanabilirler. Eğer insanlara verecek sevgimiz varsa, şefkatimiz varsa zamanı şimdidir, meçhul bir “sonra” değil. Eğer yapmak istediğimiz güzel işler, yazmak istediğimiz bir kitap, bestelemek istediğimiz bir şarkı, çekmek istediğimiz bir film varsa; gitmek istediğimiz şehir, görmek istediğimiz bir yer varsa, hayalleri ertelemek hayalleri kurutmak demektir. Senelerce bastırırsın içindeki asi sesi. “Hele bir çocuklar büyüsün de o zaman açarım takı dükkânımı” dersin. “Hele bir emekliye ayrılayım da o zaman yazarım hayalimdeki kitabı” ya da “Hele bir şu dönem geçsin de o zaman bestelerim o şarkıyı”. Halbuki, o hep beklenen geldiğinde bir de bakarsın ki hayallerinden geriye kuru bir iskelet kalmış sadece. Suyu çekilmiş, feri sönmüş. Sürekli çalışmaktan, kariyerine odaklanmaktan kendi çocuğunun gelişimini yeterince göremeyen bir işkolik baba, aradaki açığı kolay kolay telafi edemez. Devamlı kendinden feragat eden, kendini ailesine adayan bir kadın, içindeki tutkulu, azimli, delidolu gençkızı bir daha bulamaz. Kadınlar çocuklarını büyütürken, eşlerine hayatta “eşlik ederken”, o kadar çok ertelerler ki hayallerini, nihayet on-onbeş sene sonra hayaller sandığını açtıklarında karşılarında küflenmiş, kurumuş bir çeyiz bulurlar" yazının devamı burada.
Burada gördüm ve hemen denedim. Eğlenceli ve keyifli hale gelebilecek sıkıcı bir sarı zarf. Hazır nerede kullanacağımı bilemediğim renkli bantlarımı da denemiş oldum. Hediye paketleriniz veya gönderileriniz için hoş bir sunum. Bayılıyorum bu tarz işlere, birde çizimlerim iyi olsa.
"Hayatta bazı şeyler ertelemeye gelmez. Yarın değil, dün değil ancak şimdi yaşanabilirler. Eğer insanlara verecek sevgimiz varsa, şefkatimiz varsa zamanı şimdidir, meçhul bir “sonra” değil. Eğer yapmak istediğimiz güzel işler, yazmak istediğimiz bir kitap, bestelemek istediğimiz bir şarkı, çekmek istediğimiz bir film varsa; gitmek istediğimiz şehir, görmek istediğimiz bir yer varsa, hayalleri ertelemek hayalleri kurutmak demektir. Senelerce bastırırsın içindeki asi sesi. “Hele bir çocuklar büyüsün de o zaman açarım takı dükkânımı” dersin. “Hele bir emekliye ayrılayım da o zaman yazarım hayalimdeki kitabı” ya da “Hele bir şu dönem geçsin de o zaman bestelerim o şarkıyı”. Halbuki, o hep beklenen geldiğinde bir de bakarsın ki hayallerinden geriye kuru bir iskelet kalmış sadece. Suyu çekilmiş, feri sönmüş. Sürekli çalışmaktan, kariyerine odaklanmaktan kendi çocuğunun gelişimini yeterince göremeyen bir işkolik baba, aradaki açığı kolay kolay telafi edemez. Devamlı kendinden feragat eden, kendini ailesine adayan bir kadın, içindeki tutkulu, azimli, delidolu gençkızı bir daha bulamaz. Kadınlar çocuklarını büyütürken, eşlerine hayatta “eşlik ederken”, o kadar çok ertelerler ki hayallerini, nihayet on-onbeş sene sonra hayaller sandığını açtıklarında karşılarında küflenmiş, kurumuş bir çeyiz bulurlar" yazının devamı burada.
Gönderen
Derya Kuzusu
zaman:
Cumartesi, Mart 10, 2012
14
yorum
Etiketler:
BEĞENDİKLERİM,
EL İŞİ PROJELER
9 Mart 2012
Bugün kendime ait saatleri Hacı bayram camiine giderek değerlendirdim. Önce yol üstündeki tarihi sütun sonra da tapınak kalıntılarını görebildiğim kadarıyla gezdim. Cuma olması nedeniyle oldukça kalabalıktı, inanılmaz bir yürek ferahlığı hissettim, ezanı yakınen dinlemek ve o ortamda olmak çok huzur vericiydi. Birde ellerinde lokum kutuları, şeker poşetleri ile hanımlar sürekli birşeyler dağıtıyorlardı.
Yalnız camiye giden yolda konuşlanmış bazı kişilerin ısrarlı konuşma ve para isteme halleri çok rahatsız ediciydi, nasıl kaçtım bilemedim hatta korkutucuydu bile diyebilirim, avluya zor attım kendimi.
Kuzucuk kreşteki ilk haftasını tamamladı. Sabahları erken kalkmak ve kreşe gittiğimizde ayrılmak hala zor geliyor. Ama farkedilir biçimde adım adım ilerliyor. Bugün bahçeye çıkıp büyüteçleri ellerinde araştırma yapmışlar, solucanlar bulmuşlar pek bir mutluydu.
Bir süredir aldığım peçetelerimi kullanmak istiyordum, bugün ev şekilli ahşap bir kumbara buldum. Boyayıp peçete yapıştırmayı düşünüyorum.
Herkese keyifli haftasonları dilerim.
Yalnız camiye giden yolda konuşlanmış bazı kişilerin ısrarlı konuşma ve para isteme halleri çok rahatsız ediciydi, nasıl kaçtım bilemedim hatta korkutucuydu bile diyebilirim, avluya zor attım kendimi.
Kuzucuk kreşteki ilk haftasını tamamladı. Sabahları erken kalkmak ve kreşe gittiğimizde ayrılmak hala zor geliyor. Ama farkedilir biçimde adım adım ilerliyor. Bugün bahçeye çıkıp büyüteçleri ellerinde araştırma yapmışlar, solucanlar bulmuşlar pek bir mutluydu.
Bir süredir aldığım peçetelerimi kullanmak istiyordum, bugün ev şekilli ahşap bir kumbara buldum. Boyayıp peçete yapıştırmayı düşünüyorum.
Herkese keyifli haftasonları dilerim.
8 Mart 2012
Kahve keyiflerini unuttum bu hafta, ama en kısa sürede döneceğim tabi, henüz bir düzen oturtamadım, erken kalkışlar, sabah haldır haldır çocuğu götür, öğlen koştur koştur al, epey yorucu ama şikayetçi değilim. Tüm güne geçince herşey daha kolay olacak eminim.
Kuzu bugünün de hatrı kalmasın diyerek yine ağladı, sık sık benden ayrılmanın ne kadar zor olduğunu anlatıyor bana, dinliyorum onu anladığımı söylüyorum, bunun bir süreç olduğunu ve sonra sonra artık böyle hissetmeyeceğini söylüyorum.
Bu öğlen almaya gittiğimde yüzü gülüyordu, medivenin başında belirince hemen ifadesine bakıyorum, gülücükler saçıyorsa rahat bir nefes alıyorum. Sabah erken kalkmanın, okul yolculuğunun ve oradaki enerji harcamalarından sonra eve gelince hemen uykuya yatması iyi oluyor. Kış mevsiminde öğle uykuları malesef kaynıyordu hep, günler kısa, bir zorunluluğumuz olmayınca geç kalk, yemekleri keyifle yiyince öğünler ileriki saatlere kayıyordu derken berbattık. Şimdilik düzenli olan yegane şey uykumuz oldu, darısı diğerlerinin başına.
Örgümü de yapıyorum sadece akşamları uykuya geçmeden önce, tavuklar gibi erken mi yatıyormusun denirdi ya işte biz artık öyleyiz. Dokuza doğru dik duramaz oluyoruz koltuklarda. Nerede kaldı o harıl harıl örmeler, gece kuşu halleri..
Bugün bahar geldi dedim kendime, bir kıpırtı hissettim ta içimde, güneş ışıkları sen nelere kadirsin, benim diyen depresyon ilaçlarının pabucunu dama atarsın, ne keder ne tasa korksam da bu hallerimden olsun yazıyorum yinede zorluklara ve sıkıntılara rağmen bir mutluluk bir rahatlık var bende. (maşallah deyip tahtaya vurdum bile)
Kuzu bugünün de hatrı kalmasın diyerek yine ağladı, sık sık benden ayrılmanın ne kadar zor olduğunu anlatıyor bana, dinliyorum onu anladığımı söylüyorum, bunun bir süreç olduğunu ve sonra sonra artık böyle hissetmeyeceğini söylüyorum.
Bu öğlen almaya gittiğimde yüzü gülüyordu, medivenin başında belirince hemen ifadesine bakıyorum, gülücükler saçıyorsa rahat bir nefes alıyorum. Sabah erken kalkmanın, okul yolculuğunun ve oradaki enerji harcamalarından sonra eve gelince hemen uykuya yatması iyi oluyor. Kış mevsiminde öğle uykuları malesef kaynıyordu hep, günler kısa, bir zorunluluğumuz olmayınca geç kalk, yemekleri keyifle yiyince öğünler ileriki saatlere kayıyordu derken berbattık. Şimdilik düzenli olan yegane şey uykumuz oldu, darısı diğerlerinin başına.
Örgümü de yapıyorum sadece akşamları uykuya geçmeden önce, tavuklar gibi erken mi yatıyormusun denirdi ya işte biz artık öyleyiz. Dokuza doğru dik duramaz oluyoruz koltuklarda. Nerede kaldı o harıl harıl örmeler, gece kuşu halleri..
Bugün bahar geldi dedim kendime, bir kıpırtı hissettim ta içimde, güneş ışıkları sen nelere kadirsin, benim diyen depresyon ilaçlarının pabucunu dama atarsın, ne keder ne tasa korksam da bu hallerimden olsun yazıyorum yinede zorluklara ve sıkıntılara rağmen bir mutluluk bir rahatlık var bende. (maşallah deyip tahtaya vurdum bile)
Gönderen
Derya Kuzusu
zaman:
Perşembe, Mart 08, 2012
4
yorum
Etiketler:
DERYA,
EL İŞİ PROJELER,
TIĞ İŞİ,
ÇINAR
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





